Doludizgin diziler: Ürkütücü gerçekler, umut kıpırtıları – Fikrikadim

Doludizgin diziler: Ürkütücü gerçekler, umut kıpırtıları

TAYFUN ATAY / Radikal

Dolayısıyla ne kadar politik kısıtlamalara maruz kalırsa kalsın, ne kadar büyük bütçe gerektirirse gerektirsin, ne kadar mali risk barındırırsa barındırsın, dizi sektörü Türkiye’de hâlâ zinde ve ayakta, canlı ve dinamik..

Türkiye’de diziler artık kucaklanıp kuşatılamaz, takip edilemez ve tüketilemez bir sayısal noktaya ulaştı. Medya Takip Ajansı Interpress, 2014-2015 sezonunda 50’si önceki sezonlardan, 40’ı da yeni başlayacak 90 yerli dizinin karşımızda olacağını rapor ediyor (yeni dizi rakamının daha yukarıda olduğuna dair kayıtlar da var). Bu muazzam rakam, yeni yayın dönemini dizi sunumu açısından rekor seviyeye taşımış durumda. Önceki yıllara göre en yüksek yerli dizi sayısına ulaşılmış bir sezona kapı açıyoruz. 

Öncelikli ve ağırlıklı olarak televizyon üzerine yazan biri için altından kalkmanın zor olduğu bir durum bu… Sezonun hemen başı, biraz sonrası, ortası, ikinci yarısı sürekli yayına sürülecek olmaları düşünüldüğünde neredeyse haftada dört gün dizilerden başka bir konuyla ilgilenmemek demek bir bakıma… Ayrıca göz ardı edilemez bir diğer kaynak olan yabancı dizileri katmadık bu hesaba. Onlar da var. 

Dizi tutkunu izleyici açısından da mutlaka zorlayıcı bir tablo bu. Bir yandan geçen sezonlardan takibin sürdürüldüğü yerleşikleşmiş yapımlar var. Öte yandan da ekrana yeni sürülen, taptaze bir dolu dizi… Onlara ilgi ve dikkat yöneltme çabasında bir o kanal, bir bu kanal derken şaşalamak, hatta şaşılaşmak mümkün. Dizi takibinin keyif olmaktan çıkıp eziyet haline gelmesi de… 

Ancak tabii ki eziyetin en büyüğü dışa, izleyiciye dönük olmaktan ziyade ‘içedönük’ yani sektör bazında yaşanacak. Yine önceki sezonlarda olduğu gibi dizilerin ‘yaprak dökümü’ne üzülerek şahit olacağız. Şu anda önümüze sürülen 40 ya da daha fazla yeni dizinin ne yazık ki azımsanmayacak bir kısmı ‘ölü doğum’ olacak. Bir kısmı iyi başlayıp ilgi yakalasa da sezon ortasında havlu atacak veya belki en iyi ihtimalle sezon sonunda final yapacak. 

Bunlar, önceki sezonlardan sabit. Geçen hafta yayımlanan Deloitte Türkiye’nin ‘Türkiye’de Dizi Sektörü’ araştırmasında son yıllara bakıldığında her sezon yayına giren yeni dizilerin yarısından fazlasının sezon sonunu göremediği kaydedilmekte. Bunların yüzde 22’sinin ilk altı bölümde, yüzde 29’unun da 7-12’nci bölümler arasında kaldırıldığı tespit edilmiş. Önceki yıllarda ilk bölümü yayınlanıp kanal tarafından hemen yayından alınan, yani ikinci bölümü göremeyen diziler bile olmuştu! Böyle acımasız, yoğun rekabetten gözlerin hiçbir şey görmediği bir ortam söz konusu… 

Aslında kanalların yeni dizi takdim ve tanıtım prosedürlerine bakıldığında da bu acımasız rekabet, hatta ‘savaş’ hali karşısında ona uygun ve kayıpları baştan hesaba katan ‘gözü kara’ bir strateji ile hareket edildiği seziliyor. Bir kısmı hemen yarından itibaren, bir kısmı kışa doğru, bir kısmı sezon ortası veya sonrasında yayına konulacak şekilde düzenlenmiş bir dizi sunum plânı var. Tıpkı bir muharebede en ön safta göğüs göğse çarpışmaya ilk sürülen ve zayi olması pek muhtemel birlikler gibi, bazı diziler hemen yayına konurken diğer diziler adeta cenkte telef olan ön kuvvetlerin yerine takviye olarak muharebe alanına sürülmek üzere yedekte tutuluyor!.. 

Hatta ‘savaş’ın gidişatına göre hangi birliklerin (komedi-drama mı, sitkom mu, polisiye mi, dönem dizisi mi, politik-drama mı, aşk mı, aile bağları mı?!) cepheye sürüleceğine karar verilecekmiş gibi de görünüyor. 

Dolayısıyla, özellikle karşımıza yeni gelen 40 civarındaki diziye “Gazanız mübarek olsun” deyip onlarla şimdiden helâlleşmekte yarar var! Pek tabii ki önceki yıllardan yadigâr ‘kıdemli savaşçı’ durumundaki dizilerle de her ihtimale karşı ‘hak helâli’ni ihmal etmemek gerek. ‘Savaş’ bu, belli olmaz!.. 

Bir yanıyla böylesi kötümser bir değerlendirmeye el veren tabloya biraz iyimser fırça darbeleriyle son şeklini verelim!.. 

Ortaya çıkan kuşatılması güç niceliksel artış, keskin bir ticari rekabetin acımasızlığıyla ilişkilendirilse bile, bir yönüyle de önceki yıllarda dizi sektörü açısından resmî-politik müdahalelere dayalı olarak kendisini gösteren krizle başa çıkıldığına işaret sayılabilir. Önceki iki sezonda yaşananları hatırlayalım! Sansür uygulaması ve reyting düzenlemesi, ‘siyasî taassub’un sektörü zapturapta alması yolunda işlerliğe konduğunda çok ciddi bir kaygı ve çaresizlik ortamı oluşmuştu. 

O süreçte belli tarzda yapımlar, içerikler, temalar, ideolojik motif ve motivasyonlar sahneden çekildi. Ve özellikle 2012-2013 sezon başında ne yapacağını şaşırmış yapım şirketleri, kanallar, kanal yöneticileri vardı ortada. 

Tablo o kadar umutsuzdu ki yeni bir seçenek olarak maliyeti çok daha düşük yarışma-şovlara yönelim başlamıştı. Ama o dönemde yarışmaların dizilerin yerini tutmayacağını, çünkü onların seyirciyi usandırma eşiğinin dizilerden çok daha düşük olduğunu söylemiştik. Öyle de oldu. 

Türkiye’de televizyon seyircisi hâlâ dizi izleme tercihini sürdürüyor (2013-2014’te ‘prime time’da dizi izleme payı yüzde 62,5). Çünkü her gece bir ya da iki doz (PM1 ve PM2 olarak) dizi alıp ‘hayale yatmak’, hayatın renksizliğine, sönüklüğüne, sefilliğine, gerilim ve gerginliklerine hâlâ en uygun çare… Bu sadece Türkiye’ye özgü de değil. Yaşadığımız zamanı ‘gösteri (‘show-business’) çağı’, ‘meşhuriyet çağı’, ‘seyir çağı’ diye nitelediğimiz kadar ‘hayal çağı’ olarak da tanımlamak mümkün. 

Dolayısıyla ne kadar politik kısıtlamalara maruz kalırsa kalsın, ne kadar büyük bütçe gerektirirse gerektirsin, ne kadar mali risk barındırırsa barındırsın, dizi sektörü Türkiye’de hâlâ zinde ve ayakta, canlı ve dinamik… 

Ayrıca hem bir ‘yeni normal’ olarak ortada duran muhafazakârlıkla yaşamanın yolları öğrenilmeye başlandı, hem de onun içinde yavaş yavaş, gayet nüanslıca (özellikle komedi üzerinden) ‘direniş sanatları’ icra etmeye dönük kıpırdanmalar karşımıza çıkıyor. 

Yazının Devamı

YAZAR HAKKINDA

  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Yorumlara kapalıdır.

Bir yorum bırak

Facebookta bizi bulun
Bloga e-posta ile abone ol

Sitemize abone olmak ve e-posta ile bildirimler almak için e-posta adresinizi girin.