Çözüm süreci yeni anayasa ile tamamlanır

Hükümetin çözüm sürecinde, Eylül ayında yol haritasını açıklamasıyla birlikte “diyalog sürecinin sona erip müzakere sürecinin” başlaması bekleniyor. Bu süreçte Abdullah Öcalan ile geniş heyetler arasında görüşmeler yapılacak ve çözüm süreci daha somut verilerle tartışılmaya başlanacak.Aynı dönemde bir ilk daha yaşanacak. Öcalan bir video kaydıyla mesaj gönderecek.

Açıklanması beklenen yol haritasının safhaları ne olacak? Öcalan’ın “30 yıllık savaş bitiyor” değerlendirmesinde aslında “biten” 30 yıllık savaş mı yoksa rejimin temel eksenini oluşturan “kimliklerin reddi” paradigması mı değişiyor? Öcalan’ın bir video kaydıyla mesaj gönderecek olması çözüm süreci açısından ne ifade ediyor? Tüm bu konuları Galatasaray Üniversitesi Öğretim görevlisi ve aynı zamanda Akil İnsanlar heyeti İç Anadolu Bölgesi Üyesi Prof. Dr. Beril Dedeoğlu ile konuştuk.

 PSİKOLOJİK VE SOSYOLOJİK SINIR AŞILDI

 Çözüm sürecinin ikinci yılı bitmek üzere. Sürecin gidişatını nasıl değerlendiriyorsunuz?

 Süreç zaten uzun bir zamanı ifade eder ve kademeli uygulamalar içerir. Ayrıca, tarafların kendi konumlarını sağlamlaştırmalarını, kendilerine destek veren kesimlerin güvenlerini aldıklarından emin olmaları gerekir. Geçtiğimiz dönemin ilk evresi, Pandora kutusunun açılması, yani bir tür yüzleşme evresiydi. Akil heyetleri bu işlevi yerine getirdi. Bugün ise, çözüm kararlılığı gösteren tarafların kendi konumlarını güçlendirme, yani kendilerini destekleyenlerin güvenlerinden emin olma süreci yaşanıyor. Hükümet, bir yandan seçimler yoluyla bunu sağladı, diğer yandan Kürt tarafının farklı liderleri arasında bir ayrılığa yol açılmamasını sağlayacak girişimlerde bulundu. Demirtaş da cumhurbaşkanlığı adaylığı ve aldığı oylarla bunu yaptı. Dolayısıyla sürecin en zor aşaması tamamlanmak üzere. Dolayısıyla, tüm kesimler çatışmasızlığın en iyi çözüm olduğu konusunda ikna olmuş gözüküyorlar ve bu başka ülkelerde yılları almıştır.

Bu kadar kısa zamanda sanki ortada somut bir şey yokmuş gibi görünen süreçte kat edilen yolun psikolojik ve sosyolojik sınırın aşılması olarak görülmesi mümkün.

ESAS HEDEF: YENİ BİR ANAYASA

Önümüzdeki günlerde açıklanması beklenen yol haritasının safhalarına ilişkin öngörüleriniz nelerdir?

Bunlardan ilki, Kandil-İmralı tutumlarını ortak çizgiye getirme çabası olacak gibidir. Kandil’in kendisini muhataplar arasında görme isteği kabul edilecek ve bu da Anadolu Kürt hareketinin olabildiğince tek bir eğilimde toplanmasına katkı sağlayacaktır. Ardından sembolik adımlar atılabilir. Ancak esas hedef, yeni bir anayasadır.

Hükümet açısından Başkanlık sistemi öngören yeni anayasa, esasen yerinden yönetim anlamına gelir ki bu da sürecin tamamlanma koşulu olabilir. Bu öngörü, yerel konulardaki iradenin yerellere bırakılmasını sağlarken, kendisini bir bölgeye ait hissedenleri yeniden merkeze bağlar. Sanırım sürecin yeni yol haritası bu perspektife dayanıyor.

İmralı ile artık sadece MİT ve BDP değil, Kamu Güvenliği Kurumu ve başka heyetlerin de görüşecek olmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Yeni anayasa-yeni rejim konusu, bugüne kadar görüşen kesimleri aşan bir çerçeve gerektirir. Toplumların farklı katmanlarının işbirliği yapacak düzeye gelmelerini gerektirir. Bursa-İzmit sanayi bölgesi yerinden yönetimin faydalarına ikna olursa, Diyarbakır-Mardin yerinden yönetiminin de ayrılmak anlamına gelmediğini anlayabilir. İşte tam bu noktada sanayiciden sanatçıya, STK’lardan başka tür kuruluşlara, her kesimin devreye girmesine ihtiyaç duyulur; doğal olarak birilerinin de bu tür girişimleri koordine etmesi beklenir.

Kamu Güvenliği Kurumu bu türden büyük bir link’I düzenleyebilir, ancak aynı oranda Kamu diplomasisiyle ilgili birimlerin koordinasyonuna da ihtiyaç duyar.

Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı’nı kazandığı gece yaptığı balkon konuşmasında; bütün değişik kimlikleri saydıktan sonra, “Türkiyeli” vurgusu yaptı. Erdoğan’ın bu tanımı bize ne anlatıyor?

Tüm “biz” ne anlar bilemem, ancak benim hissettiğim, mantıken kabul ettiğim ve içinde yaşadığım gerçekliği ifade ediyor. Bu söz, kendimi vatandaş hissetmemi sağlıyor, içine doğduğum kimliği kendi kazandığım bir özellikmiş gibi görmememe yardımcı oluyor.

Sanırım Sayın Erdoğan da, “neysen nesin, kimsen kimsin; önemli olan bu ülkede olma halinin benimsenmesi” demek istiyor. Deneyimlerim, zaten Anadolu’daki büyük çoğunluğun da, söylemleri böyle olmasa da, böyle düşündükleri. Yani hepimiz kısayız, uzunuz, siyahız ya da beyazız. Bu hallerimizi yaşayacağız, ama Türkiye vatandaşı olarak yaşayacağımızı da bileceğiz.

KİMLİĞİNİ ÇATIŞMADAN DA YAŞAYABİLME HALİ

Geçtiğimiz günlerde Abdullah Öcalan “30 yıllık savaş bitiyor” değerlendirmesinde bulundu. Aslında “biten” 30 yıllık savaş mı yoksa rejimin temel eksenini oluşturan “kimliklerin reddi” paradigması mı değişiyor?

Burada kast edilen kimlik reddi değil. Kimliğini çatışmadan da yaşayabilme hali. Çatıştıkça kimlikler zaten yaşanamıyor, sadece içine gömülen kısır bir alan oluyor. Çatışma olmayan ortamda kimlikler var olabilir, tersi durumda bir kimlik diğerine üstün gelmeye çalışır. Bu nedenle Öcalan Kürt kimliğinin ancak barış ortamında olabileceğine dikkat çeken bir dil kullanıyor.

ÖZLENEN BİR DURUM

Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’ın Eylül ayında açıklanacağını duyurduğu “yol haritası” ile süreç takvime bağlanarak, daha somut olarak tarif edilecek. Çözüm sürecinde Hükümetin yol haritasının açıklanacağı kritik Eylül ayı yaklaşırken, görüşmelerde Öcalan’ın bir video kaydıyla mesaj göndermesi üzerinde anlaşmaya varıldı. Yeni dönem Öcalan’ın görüntülü konuşması ile mi başlayacak?

Öcalan yok gibi davranmanın hiç bir anlamı yok, tüm ülke en az iktidardakiler kadar onun da yaptığı açıklamalara kulak kabartıyor. Var ve süreçte etkili. Madem ki var, madem ki bu ve başka süreçlerde bir aktör, neden aracılarla mesaj yollasın ki? Kürt halkları açısında zaten özlenen bir durum. Geri kalan da dolaylı mesaj almaktan kurtulur. Belki bazı kesimlerin canı acır; onu da anlamak gerek. Ancak başkalarının canı acımasın isteniyorsa, sembolik adımlara, rasyonel arayışlara katlanmak gerek.

LİCE VE BENZERİ OLAYLARDA O KADAR ÇOK “EL” VAR Kİ…

Lice’de yaşananları nasıl değerlendiriyorsunuz?

İki türlü sabotaj diye düşünüyorum. Bir yanıyla Hükümeti başlattığı açılımla vurma girişimi. Öte yandan ve eş zamanlı olarak Kürt siyasetini de “eski” günlere döndürme arayışı.

Lice ve benzeri olaylarda o kadar çok “el” var ki, tek bir düzlemden izah bulmak da, çözüm üretmek de zor. Önemli olan çözüm sürecinin taraflarının dil birliği yapması; tüm açık ve gediklerine rağmen. Eminim bir gün bu olayın iç yüzü de ortaya dökülecek; Türkiye’de ne gizli kalabilmiş ki!

Birtakım medya organlarının Lice olaylarını ele alırken kullandığı provokatif dil için neler söyleyeceksiniz?

Medya konusu Türkiye’deki en netameli konu. Sadece Lice mi? Her konuda ikiye yarılmış bir medya var. Sade bir vatandaşın bugün Türkiye’de ne olmuş diye basına bakıp bilgi sahibi olması zaten imkansız. Lice ve diğer benzer konulardaki provokatif dilin esas hedefi hükümetin başarısızlığına katkı sağlamak olabilir. Diyelim ki hükümet, AK Parti, ya da Erdoğan Kürt konusunda çok başarısız oldu. O kadar başarısız oldular ki bu açılımla, iktidarı kaybettiler. Sonuçları her durumda çocuklarımızın ve hatta bizlerin ölmesidir. Kürt açılımını provoke etmenin uzanacağı yer Türkiye’yi Türkiye olmaktan çıkaracak yerdir; bunu hükümete bağlamak ise öngörüsüzlüktür. Zira yapılan yayınlar, “üzüm yemekten çok bağcı kovmak” şeklinde.

Daha iyi üzüm üretecek birileri olsa, o zaman Lice olaylarındaki tutumlar konusunda başka şeyler söylemek mümkün olabilirdi.

Söyleşinin Devamı: Haber10           Söyleşi: HÜLYA ÖZKAN GÜNAYDIN

YAZAR HAKKINDA

  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Yorumlara kapalıdır.

Bir yorum bırak

  • YORUM
yorum ikonu
Okyanus Finansmanı ve İpotek Limited: Okyanus Finansmanı ve İpotek Limited
2017-06-06 02:20:10
yorum ikonu
2017-04-21 18:04:31
yorum ikonu
2017-04-21 10:13:45
Facebookta bizi bulun
Bloga e-posta ile abone ol

Sitemize abone olmak ve e-posta ile bildirimler almak için e-posta adresinizi girin.