Hikayeler… – Fikrikadim

Hikayeler…

Süleyman Seyfi Öğün / YeniŞafak

SÜLEYMAN SEYFİ ÖĞÜN

SÜLEYMAN SEYFİ ÖĞÜN

İnsanoğlunun en baskın niteliklerinden birisi ‘hikâyeciliğidir’. Yerkürede eylemelerini, yapıp etmelerini hikâyeleştirebilen yegâne mahlûkun insan olduğunu biliyoruz. Bundan dolayı, hafızalarımız sâdece yapıp etmelerimizin sonuçlarıyla değil, bunlara dâir hikâyelerle de yüklüdür.

Hikâyelerimiz, aslında somut, nesnel gerçekliklerin zihnimizdeki temsilleridir. Meselâ, hayli geri bir uygarlık evresinde, atalarımız, sâdece avlanmıyor; aynı zamanda içinde yaşadıkları mağaraların duvarlarına avlanmanın hikâyelerini anlatan resimler yapıyorlardı.

Tecrübe ile hikâye arasındaki ilişki, sâdece mekanik bir yansıtma ilişkisi değildir. Karmaşık olan husus, zaman içinde ‘temsil’in ‘tecrübe’yi de belirleyecek derecede baskınlaşabilmesidir. Bunu, temsilin en güçlü araçlarından birisi olan hikâyelerimize uyarlayalım: Hikâyeler, uygarlığın belli bir aşamasından sonra tecrübelerin fonksiyonu olmaktan çıkmış; doğrudan ya da dolaylı olarak tecrübenin ‘nasıl’, hatta ‘ne’ olacağını da belirler hâle gelebilmiştir. Burada o kadar ileri gidilebilmiştir ki; temsil, artık bir şeyi temsil etmenin çok ötelerine gidebilmiş, bizzat kendisini temsil eder hâle gelmiştir. Ya da şöyle söyleyelim; artık bir tecrübenin ne olduğundan daha önemli olan, o tecrübenin nasıl hikâye edildiğidir.

Tecrübelerle hikâyeler arasındaki bu öngörülmesi zor ilişki, modernleşme süreçlerinin içinde kıvam tuttuğunu, keskinleştiğini söyleyebiliriz. Meselâ Kıt’a Avrupa’daki Aydınlanma ve onun taşıyıcısı olan entelektüel gelenek, temelde hikâyeleştirmelerin kesinliğine dair bir özgüven patlamasıdır. Bunun iki türlü uç verdiğini düşünüyorum. İlki, meselâ 19. Yüzyıl’da olduğu üzere, geleneksel hikâyelerin reddedilmesi, yeni hikâyelerin parlatılmasıdır. İkincisi ise eski hikâyelerin, entelektüellerce yüceltilerek, modernleşmenin icaplarına uygun olarak araçsallaştırılmasıdır. (Birinci örüntüyü Akılcı Fransız; ikincisini ise Romantik Alman modernleşmesi temsil eder).

Geleneksel hikâye etmeyle, modern hikâye etmeler arasındaki en önemli farklılığın ‘kader’ noktasında düğümlenmiş olduğunu düşünüyorum. Kadim dünyâda ‘kaderi’ en fazla zorlayan hikâyeleştirme türü ‘trajedya’ idi. Ama, o bile, her defasında kahramanlarının kader karşısındaki hazin mağlubiyeti ile sonuçlanır. Yâni kadere kafa tutan yenilir. Hâlbuki, modern dünyâda kader, hükmedilebilir, değiştirilebilir bir olgudur. İmlenen insanın aklı, duyguları ve daha önemlisi irâdesiyle kaderini aşabileceğidir.Burada önemli olan, vaadedilene ulaşmakta kendisine rehberlik edecek ‘sağlam’ hikâyeler bulmasıdır.

Hikâyelerin ‘irâdeci’ bir mahiyet kazanması, hikâye edeni de bambaşka bir noktaya taşımaktadır. Kadim dünyânın hikâye anlatıcısı, nihâyetinde bir aktarıcıydı. Modern dünyânın hikâye anlatıcısı ise artık bir öncüdür.

Yazının Devamı

YAZAR HAKKINDA

  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Yorumlara kapalıdır.

Bir yorum bırak

  • YORUM
yorum ikonu
Okyanus Finansmanı ve İpotek Limited: Okyanus Finansmanı ve İpotek Limited
2017-06-06 02:20:10
yorum ikonu
2017-04-21 18:04:31
yorum ikonu
2017-04-21 10:13:45
Facebookta bizi bulun
Bloga e-posta ile abone ol

Sitemize abone olmak ve e-posta ile bildirimler almak için e-posta adresinizi girin.