2014 Kemalist İttihatçılığın Son Kavgası - Fikrikadim

2014 Kemalist İttihatçılığın Son Kavgası

Hayati Esen

Hayati Esen

Siyaset bilim farklı siyasi görüş ve anlayışların tartışıldığı bir disiplindir ve normatif siyasetin tahakkümü altındadır. Elbette bu tahakküm siyaset teorisinin veya siyaset felsefinin sınırlandırılması değil daha çok pragmatizm üzerine kurulu siyasi dilin ilkesel siyasetle buluşturulması çabasıdır
Sosyo-kültürel ve sosyo-ekonomik farklılığı göz önüne alındığında toplumların pragmatist olması anlaşılır. Ama siyasetin ve iktidarın, pragmatizme teslim olması; devlet yönetiminde var olan erklerin dağılımı teorisini de anlamsızlaştırır. Bu pragmatist devlet ve siyasal yapılanma bizi son dönem iktidar ve siyaset çekişmesine sürüklemiştir.

Neden mi bahsediyoruz?

Devleti mücessemleştiren iktidar ile onu rasyonelleştiren hukukçular üzerinden yürütülen siyasi kavgadan. Eklemlenmiş tarafları ise siyasiler, askerler, sermayedarlar, bürokrasi ve medya… İktidarın pragmatist entelektüelleri ile pragmatist muhalifler arasında medya üzerinden ateşli bir şekilde devam ediyor. Ne de olsa mesele iktidarın kimlerin eline geçeceği meselesi. Hatta memleketin bekası meselesidir. Başbakanın deyişiyle yeni bir “Kurtuluş mücadelesi!” Zira “yeni bir kurtuluş mücadelesi” demek yeni devlet “Yeni Türkiye” demektir. Sorun siyasi içeriğinin nasıl doldurulacağıdır.

Öyleyse Sayın Başbakana ” Bu mücadele, sınırlarımız içerisinde ve devletin çeşitli kademelerinde örgütlenmiş; yurtdışından da destekçileri olan paralel yapılara karşı, demokrasinin kazanımıyla mı sonuçlanacaktır? Yoksa bitmek bilmeyen bir kurtuluş mücadelesi ve devlet erkinin yeni bir vesayete dönüştüğü süreçle mi tamamlanacaktır?” diye sorulmalıdır. Aynı zamanda mücadeleye destek verenlerle, muhalefet edenlerin tezlerinin rasyonelliği de sorgulanmalıdır.

Türkiye Cumhuriyeti pragmatist bir devlettir. Bunun nedeni kuşkusuz, Cumhuriyetin kurucu kadroları olan ittihatçılar. Zira ittihatçılık ilkesel bir ideoloji değildir. İslamcısı, Liberali, Solcusu, Kürdü, Türkü vs… birbirinden farklı siyasi çevrelerin oluşturduğu bir yapıdır. Bu yapı “Hürriyet, Eşitlik, Adalet” sloganlarıyla ezilen ve sömürülenlerin sesi gibi görünse de asıl misyonu devletin varlığını her pahasına korumaktır. Zira devlet, milletin ve vatanın bölünmezliği, hürriyet, adalet ve eşitliğin tek sahibidir. Özetle bu tutum son dönem Osmanlı aydını ve devlet adamının temel refleksidir ve Kemalizm’in ülküsü de budur.

Cumhuriyetin kuruluşuyla birlikte Osmanlı İttihatçıları yeni devletin Kemalist ittihatçıları olarak Mustafa Kemal’le ittifak kurmuşlardır. Kemalist düzene bağlılıkla, liberalinden, solcusuna, Kürt’ünden Türk’üne varıncaya kadar elbirliğiyle çalışmışlardır. Elbette bu süreçte yaşanan kavgalar sadece uluslararası konjonktüre göre iktidarın kimin eline geçeceği kavgasıdır. Uluslararası denklemde bir konjonktür devleti olarak tasarlanan düzenin, pragmatist kadroları olarak devleti yaşatmayı hedeflemişlerdir. Devletçi ve tek tipleştiren siyaset mühendisliğiyle kurdukları düzenin sahipleri olarak bir tek amaçları vardır oda devleti ellerinde tutmaktır. Kemalist İttihatçıların birbirinden farklı siyasal kompartımanlara ayrılmalarının tek amacı konjonktürden istifadeyle devleti korumaktır. Ne zaman konjonktür değiştiyse siyasal iktidar el değiştirmiştir. El değiştirmesi için her türlü kumpas kurulmuştur.

Pragmatist devlet geleneğinin taşıyıcısı olan bu Kemalist İttihatçılar son dönemde İktidarı konjonktüre uygun hareket etmemekle, ülkeyi yeni maceralara sürükleyerek Amerika’ya ve Batıya kafa tutmakla suçlamaktalar. Başlatılan yolsuzluk operasyonlarıyla yıpratamadıkları iktidarı siyasal olarak yıpratmanın peşindeler. Sözüm ona anti-emperyalist Solcu, İslamcı ve bir kısım liberaller elbirliğiyle bunun için çalışmaktalar.

Hükümetlerin konjonktüre göre hareket etmesi gerektiğine inanan bu Kemalist İttihatçıların liberalliği, İslamcılığı veya solculuğu bu ülkenin çocuklarını aldatmamalıdır. Aldatmadığını da gördüklerinde birbirinden farklı söylemler geliştireceklerini bilinmeledir. Değişen düzende ülkenin sırtında kamburlaşan bu yapı son kavgasını vermektedir. Ülkenin elde ettiği siyasal kazanımları, iktidarın halk tarafından belirlenmesi tecrübesinin sağlayacağı demokratik kazanımları umursamayan bu çevreler, hükümete karşı demokrasiyi savunuyoruz teziyle temel doğrulardan yanlış sonuçlara ulaşacağımızın hayalini kuruyorlar.

Hatta şimdilerde iktidarın siyasal tabanını tanıyan kimi İslamcı yazarların cemaatin tasfiyesi diğer İslamcı yapılarında tasfiyesini getirecektir gibi söylemlerle hükümete karşı muhalif cepheyi genişletme çabaları rahatlıkla görülmektedir.Anadolu halkının üzerine çöreklenmiş bu çeteci siyaset geleneği tasfiye edilmedikçe gerçek bir demokrasiden, adil ve özgürlükçü bir anayasadan söz etmemiz mümkün değildir.  Hükümetleri iktidar olamayan vesayet düzeninin vatandaşları olarak yaşamaya bizleri mahkum edeceklerdir.

Halkın %50 oyunu almış bir iktidarı siyaset, politika üreterek değil kumpaslar kurarak devirmeye çalışan Kemalist İttihatçıların militarist yapıları olan Ergenekon nasıl tasfiye edildiyse şimdide bunlar edilmelidir. Bu süreci sivil siyasetin, demokrasinin ve özgürlüklerin önünü açmak amaçlı gerçekleştirecek olan bir iktidar kazanacaktır.

Yeni bir dünya düzeni kurulurken bu toprakların çocuklarının soğuk savaş döneminin pragmatist devlet düzenine mahkum edecek bir iktidar, bundan sonra artık kaybedeceğimiz bir yüz yılın hesabını verecektir. Evet, iktidarla siyasal anlamda hesaplaşacak çok büyük sorunlar bulunmaktadır ama bu siyasi etiğe sığmayan, halka hesap vermekten uzak çetelerin müdahaleleriyle olmamalıdır.

Bu çeteciler bilmeliler şunu anlamalılar

 “Eski hal muhal ya yeni hal ya izmihlal! “

YAZAR HAKKINDA

Fikr-i Kadim Yayın Yönetmeni (Yazarın diğer yazılarını okumak için lütfen isme tıklayın.)
  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Yorumlara kapalıdır.

Bir yorum bırak

Facebookta bizi bulun
Bloga e-posta ile abone ol

Sitemize abone olmak ve e-posta ile bildirimler almak için e-posta adresinizi girin.