Montaigne-leibniz-merkez efendi (+18)

Murat Kapkıner / Varide

Montaigne: “iyi de, niye en muhteşem hazlarımızla, pisliklerimizi birbirine karıp karıştırmışlar” diyor, dışkılama organlarımızla, seks organlarımızın ‘neden karmakarışık’ olduğunu soruyordu.

Ona, Tanrının yaratımında bir, ‘çok amaçlılık’ olduğunu anlatabilir miyiz bilmiyorum. Mesela ağzımızla hem konuşuyor hem besleniyor, hem de icabında nefes alıp verebiliyoruz. Biz yaratıyor olsaydık ayrı ayrı organlar yaratırdık.

Gerçekten, ayıptır söylemesi ‘cins-i latif’in söz konusu organları arasında birer parmak mesafe var.

Biz erkeklerinki daha içinden çıkılmaz durumda. Aynı üretradan hem işiyor hem insan suyu döküyoruz.

Bizim Akçadağlıya, tenasül uzvunu söyleyerek: “ne için yaratılmıştır” diye sormuşlar: “işemek için” demiş.

Bir müteşeyyih tanıdığım vardı. Kadın için: “Kadın dediğin de ne; sidik kabı” demişti. Aynı bakış açısı bakın Hollywood’da da var. Jack Nikholson’ın oynadığı ünlü filmde yaşlı partnerine o: “seks dediğin ne ki; işemek gibi bir şeydir” demişti.

Akçadağlıya sorulan soru bana sorulsaydı, ben de onun seçeneğini anımsamaz: “seks için” derdim ki bu yanıt da eksik.

Yukarki değerlendirmeler de saygın ve doğruya o kadar yakın ki; bakınız: İki etkinlikte de fevkalade benzer deşarjla rahatlarız. İki etkinlik öncesinde de (birinde özellikle sabahları) ereksiyon söz konusu. İki etkinlikte de Merhum Ayhan Songar’ın ifadesiyle, ‘doluluk hissi’ var.

Arı-namusu bir kenara bırakarak bunları niye söyledim. Gerçi şeriatte ud yok denir ama insan gene de sıkıntı duyuyor.

Çocukluktan çıktığımız, artık biz çocukların nasıl yaratılmış olduğunu ilk öğrendiğimiz günler, bütün arkadaşlarımız düş kırıklığı yaşamıştık. Unutmuyorum: Olanaklı, başka şekiller öneriyorduk; salt tenlerin birbirine değmesi gibi. Mevcut ‘edim’i, ‘uygun, nezih’ bulmuyor, çirkin buluyorduk. Çünkü Cennet’ten henüz geliyorduk.

Belki Cennet’ten henüz geldiğimiz için doğrusunu anımsıyorduk. Havva’ya sarılmak, onun cemal ve endamına bakmak bize orgazm yaşatıyordu. Belki sürekli bu hal üzereydik. Bu pisliklerimizle işbu hazzımızın birbirine karışması, Şeytan’ın iğvasına gelip bugün yaptığımızı yapmakla başımıza geldi.

Niye söyledim:

Bir çok konuda olduğu gibi, bu konuda da Yaratan’ın, ‘mutlak manada’, bizim iyi-kötü, güzel-çirkin, nezih veya değil gibi değerlerimizle bağlı olmadığını düşündürmek için. Yaratımın çoğu bizim düşündüğümüzle örtüşmüyor.

Biz olsak, mesela istenmeyen tüylerimiz olmaksızın yaratırdık. Biz olsak, çocukluğumuzda düşlediğimiz gibi, mesela, çocukların öpüşürken oluşmasını sağlardık; nezih, estetik. Çünkü bu ‘edim’ bize ‘kerih’ görünüyor. Oysa, O’na göre değil.

Gelin şöyle bitirelim:

Leibniz’in, “Evrende yer tutan her şey yerli yerindedir” şeklinde özetlenen, felsefî projesi biliyorsunuz, bizim Merkez Efendi’den intihal.

İşbu Merkez efendi çok genç bir öğrenciyken, hocası her sabah: “ne var ne yok” diye sorduğunda: “her şey merkezinde efendim” diye yanıtlarmış.

Mezuniyet, icazet sınavında da hocalar, içeri aldıkları her adaya aynı soruyu soruyorlar: “Evladım! Farz-ı muhal, sen Tanrı olsaydın, evreni, bu dünya ve işlerini nasıl yaratırdın”. Herkes bir şey söylemiş: “mevsimleri hep bahar, ılıman yapardım”dan “Şeytan’ı yaratmazdım”, “cehennemi yaratmazdım”a kadar. Merkez Efendi ise: “el-an nasıl ise aynen öyle” demiş: “ne eksik ne fazla”.

Bütün yazdıklarımı sıfırla çarpıp, tam bir paradoks oluştursa da özde böyle bir bakış açısı da söz konusu ki: kafamız basmasa da ‘O’nun yaratışı en doğrusu, en güzelidir’ anlamına gelir.

YAZAR HAKKINDA

  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Bir adet yorum var.

  1. ali dedi ki:

    merkezefendinin bahsi için şu rivayet daha muteberdir
    mürşidi sümbül sinan efendi hakka yürümesine yakın tüm müritlerini toplar. hepsine tek bir soru sorar. “kudret i ilahi sende olsa ne yapardın?”
    biri:-şeytanı yaratmazdım herkes müslüman olurdu.
    diğeri-açlığa izin vermezdim…
    öteki:-kışı yaratmazdım kimse üşümezdi. başka biri müslümanları zengin ederdim
    gibisinden tüm müritler bir şeyleri değiştirirler kafalarınca.
    ancak merkez efendi bu soruya şöyle bir cevap verir: haşa, bu alemin düzeninde bir hata mı var da bir şey değiştireyim. nasıl geldiyse öyle devam etmesini sağlardım. Her şey merkezinde güzel Zira Yaradan en iyisini bilendir… (kelimelerde hata olabilir)
    mürşidi de mukabil olarak, “aferin oğlum sen bu işin merkezindesin” diye karşılık verir. ve halifesi yapar. O vakitten sonra adı merkezefendi diye anılır.

Bir yorum bırak

  • YORUM
yorum ikonu
Okyanus Finansmanı ve İpotek Limited: Okyanus Finansmanı ve İpotek Limited
2017-06-06 02:20:10
yorum ikonu
2017-04-21 18:04:31
yorum ikonu
2017-04-21 10:13:45
Facebookta bizi bulun
Bloga e-posta ile abone ol

Sitemize abone olmak ve e-posta ile bildirimler almak için e-posta adresinizi girin.