Harut ve Marut – Fikrikadim

Harut ve Marut

Tahsin Varol

Tahsin Varol

Melekler konusunda bildiklerimiz genellikle Din Kitapları’na dayanır. Nitekim “meleklere inanmak” İslam Dini’nin temel esaslarından biridir[1]. Bize ulaşan dört Kitabın neredeyse ortaklaşa tasvir ettikleri bir “melek” kavramı var:

İslâm dininde melekler, yemeyen, içmeyen, erkeklik ve dişiliği olmayan, uyumayan, günah işlemeyen, gözle görülmeyen, nurdan varlıklar olarak nitelenmiştir. Görevleri, mahlûkatı Allah’ın ismiyle seyredip, Allah’ın kudret ve sanat eserlerini o türlerde görerek, Allah’ı bütün eksikliklerden tenzih ve tespih etmek ve Allah’a ibadet etmektir. Ayrıca insanlar dışındaki mahlûkatın Allah’a karşı yaptıkları ibadeti Allah’a sunmakla yükümlüdürler. Bunun yanında hayvanların ve bitkilerin görevlerini onlara ilham etmek ve irade ile olan hareketlerine müdahale etmek, vaziyetlerini bir şekilde düzenlemek ile de vazifelidirler. İslam inancına göre meleklerin bu görevleri onların ibadetleridir. Mahlûkat üzerinde gerçek bir tasarrufları yoktur. Yaptıkları ancak Rablerine karşı dua etme konumunda kalarak, neticeyi Allah’ın yaratmasını istemeleridir. Bu İslâm’daki tevhit inancının bir gereğidir. Tevhit inancına göre evrende olan bütün her şey Allah tarafından yaratılır. İnsan, melek ve benzeri bütün mahlûkatın iradeleriyle istemeleri ise, vücuda getirilmek istenen şeyin yaratılmasını Allah’tan talep etmekten ibarettir. İslam dinine göre meleklerin iradeleri vardır. Fakat insandan çok farklı olarak Allahın emrine karşı çıkmaya iradeleri yoktur sadece emredileni cüz’i iradesiyle yerine getirir. Dolayısıyla günahsız varlıklardır. Aynı sebepten ötürü makamları sabittir.”[2]

Bakara suresinde bildiğimiz bu “melek” kavramının dışına çıkan ama onlara da “melek” denen iki kişiyle karşılaşırız: Harut ve Marut. Önce ilgili ayetin mealini Süleyman Ateş Hocamızın çevirisiyle birlikte okuyalım:

Süleyman’ın hükümdarlığı hakkında onlar, şeytanların uydurdukları sözlere uydular (Süleyman’ın, büyü yaparak saltanatını kazandığını söyleyen şeytan ruhlu insanlara uyup, Süleyman’ın büyücü olduğuna inandılar). Oysa Süleyman (büyü yaparak) küfre gitmemişti. Fakat o şeytanlar küfre gittiler: İnsanlara büyü ve Babil’de Harut ve Marut adlı meleklere indirileni öğretiyorlar. Halbuki onlar: “Biz bir fitneyiz(sizin için bir sınavız), sakın, küfre gitme(yin)!” demedikçe kimseye bir şey öğretmiyorlardı. Fakat bunlar, onlardan, erkekle karısının arasını açacak şeyler öğreniyorlardı. Ama onlar, Allah’ın izni olmadan onunla hiç kimseye zarar veremezler. Onlar, kendilerine yarar vereni değil, zarar vereni öğreniyorlardı. Andolsun, onu sat(ıp onunla çıkar sağlay)anın, ahirette bir nasibi olmadığını gayet iyi biliyorlardı. Vicdanlarını sattıkları şey ne kötüdür, keşke (bunu) bilselerdi!”[3]

Soru şu: Harut ve Marut adlı kişiler iki melek miydi yoksa melik (yetkili) miydi?

Müfessir ve mütercimler ayetteki “melekeyn” ifadesini “iki melek” olarak çevirmiş ve açıklamışlardır. Bunu doğru kabul edersek meleklerle ilgili bilgilerimizde yanlışlık var demektir. Yok, melekler hakkındaki bilgilerimiz doğru ise bu takdirde, burada adı geçen Harut ve Marut adlı kişiler melek değil melik olmaları gerekir:

Çünkü ayette “iki meleğe indirilen” bir şeyden bahsetmektedir. Oysa diğer bütün ayetlerde meleklere bir şey indirilmez, bilakis indirilen bir şey varsa onlar indirirler. Kitap indirirler, ayet indirirler, mucize indirirler, müjde getirirler, uyarı getirirler… Yani inen, indirilen (tabi tersi de geçerli: göğe çıkan, çıkarılan) ne varsa onlar eliyle, onlar aracılığıyla mümkün olmaktadır. Oysa burada, bilinenin tersi söz konusudur ki, mücmel (kapalı, izaha muhtaç) bir durum olduğu ortadadır.

Diğer bir dikkat çekici husus da bu “iki melek” birilerine bir şeyler “öğretmektedirler”. Melekler birilerine bir şey öğretemezler mi? Elbette öğretebilirler; ancak, öğretim esnasında bir “resül”ün bir “elçi”nin de o öğretilecek kişiler arasında olması gerekir. Bunu nerden çıkarıyoruz: Cibrîl Hadisi’nden.[4]

En dikkat çekici olan da şudur: Bu iki kişi “zararlı” bilgiler öğretmektedirler. O kadar zararlı ki, şeytanların işlerine yarayacak, bilgi sahibi olanın dünya ve ahretini mahvedecek şeyler…

Bütün bunlardan sonra Harut ve Marut’a melek demek mümkün mü? Görünüşe göre değil. Peki, onlara “melek” denmesi nerden kaynaklanmaktadır? Kanımızca Kur’an’ı Kerîm’in kıraat usullerinden. Bu ayetteki “melekeyn” kelimesi bizim okuduğumuz kıraat usulünde “melekeyn” diye okunmaktadır; “lam” harfi fetha(üstün) işaretlidir. Ancak, bir başka kıraat usulünde “melikeyn” şeklinde “lam” harfinin kesre (esre) işaretiyle okunduğu da vakıadır. Ve sanırım burada “ümmetimin (okuyuş) ihtilafında rahmet vardır[5]sözü meseleyi vuzuha kavuşturmaktadır.

Müfessirlerimiz, konuya değindiğimiz açılardan sarih bir şekilde yaklaşmamakla birlikte Harut ve Marut’un melek olmayabileceklerine de işaret etmişlerdir. Nitekim Merhum Elmalılı Hamdi Yazır büyüğümüz bu bapta şunları yazmıştır:

Bizim âyetten anladığımız şudur: Bilindiği gibi, meleklerin insanlara öğretileri ya vahiy veya ilham demektir. Harut ile Marut’un Cibrîl gibi vahiy meleklerinden olduklarına dair herhangi bir delil yoktur. Bilakis âyet bunları her şeyden önce bilgi getiren melekler değil, bilgi gönderilen melekler şeklinde gösterdiği için nüzulde aşağı derecedeki meleklerden oldukları açıktır. Şu halde öğretilerinin de peygamberlere gelen vahiy derecesinde olmayıp ilham cinsinden olduğu aşikardır. İlham ise herkese olabilir. Demek oluyor ki, eski bir medeniyet merkezi olan Bâbil şehri ahalisinden birtakım kimseler, iki şekilde, böyle iki ilahî kuvvet ile ilhama mazhar olmuşlar, bu sayede hilkatteki gizli sırlardan bazı harika ve acaip şeyler öğrenmişler ve öğrenirken bunların şerre de müsait olduğunu, şu halde kötüye kullanılmasının küfür olacağını da öğrenmişlerdir. O halde bu iki meleğe indirilen ve Bâbil halkından bir çoğuna ilham yoluyla öğretilen bu şeyler hadd-i zatında sihir değil idi. Fakat sihir olarak da kullanılabilir ve böyle kullanılınca da katıksız küfür olurdu. Bunun için âyette bunun sihir olduğu ifade edilmiştir. Aslında her bilgi böyledir. Hadd-i zatında ilmin hepsi hürmete şâyandır.”[6]

Elmalılı Merhumun bu açıklamasına göre Harut ve Marut “aşağı derecede” meleklerdir. Ancak bu görüş Saidi Nursi’nin “Dolayısıyla günahsız varlıklardır. Aynı sebepten ötürü makamları sabittir” tespitiyle çelişir mahiyettedir.

Harut ve Marut hakkındaki ansiklopedik bilgiler de şöyledir:

Harut ve MarutZerdüştlükte ve Kur’an‘da ismi geçen iki melekMarduk ile Marut arasında bağlantı kurulur. Bazı araştırmacılar Hârût ve Mârût’u, ilk defa Zerdüştîliğin dinî metinlerinde (Avesta) geçenHaurvatât ve Ameretât ile aynı saymaktadır.

Avesta’da dişi varlıklar olarak kabul edilen Haurvatât suların, Ameretât (Tevratta merodach veyaMarduk) ise bitkilerin koruyucusudur.

Avesta’daki Ameretât ismi Pehlevîce (eski farsça)’de AmurdâdPersçede Amordâd ve Mordâd,Haurvatât ise Hordâd ve Kordâd şekline dönüşmüştür.

Bunların ilki Ahura Mazda‘nın mükemmellik, ikincisi ölümsüzlük sıfatını temsil etmektedirler.

Ermeni dinî terminolojisinde iki çiçek ilâhının adı olan Hawrot ve Mawrot da Haurvatât ve Ameretât’lailgili kabul edilmiştir.

Eski bazı kaynaklarda, Hristiyan ve Yahudi kaynakları da referans gösterilerek Babil‘in düşmüş melekleriolarak da adlandırılırlar. Efsaneye göre melekler, insanların işledikleri günahları görünce kınarlar, Allah: “Siz onların yerinde olsanız aynısını yapardınız” der ve meleklerden en iyilerinden ikisi, Harut ve Marutseçilerek Babil şehrine yargıç olarak gönderilir.

İslami yazarlarca kabul gören açıklama Harut ve Marut’un Allah’ın emri ile sadece insanlara çeşitli bilgileri ve sihri öğreten iki melek olduğudur. Bazı tefsirlerde Harut ve Marut’un melek değil insan olabileceği belirtilmiştir.

Meleklikten Melikliğe Tenzili Rütbenin İsrailiyat Hikayesi:

Harut ile Marut aralarında sohbet eden iki melekti. Sohbetlerinde ‘insanlar yerine biz duygu sahibi olsaydık sürekli ibadet ederdik‘ diyorlardı. Allah onlara “size şehvet duygusunu verseydim siz insanlardan daha çok günah işlerdiniz” dedi. Melekler kendilerine güveniyorlardı. Allah onlara şehvet duygusu verip dünyaya indirdi. Harut ile Marut bir kadın gördüler. Kadın Harut ile Marut’a bir şartla onlarla birlikte olacağını söyledi. Ya kocasını öldürecek, ya puta tapacak ya da şarap içeceklerdi. Şarap içmeyi tercih ettiler.

Hikâyeye göre kadın bir şartta daha bulundu. Aşk duygusuna kapılan Harut ile Marut bu şartı da kabul ettiler. Kadının şartı ona ism-i azamı öğretmeleriydi. Onlar öğretince kadın ism-i azamı söyleyip gökyüzüne çıktı. Allah kadını Zühre yıldızının üstüne koydu ve Harut ile Marut’u da Babil’de bir yerde baş aşağıkıyamete kadar duracakları cezasını verdi.”[7]

Bütün bu bilgilerden sonra kanaatimiz şudur: Tek başına “melekeyn” okunuşunda ısrar ederek “Harut ve Marut iki melekti demek, yukarıda sıraladığımız mantıksal açmazları beraberinde getirir. Oysa sözcüğün “melikeyn” okunuşunun da olduğunu dikkate aldığımız zaman, “Harut ve Marut iki melikti (yetkiliydi)” demek, en azından melekleri töhmetten kurtarır diye düşünmekteyiz.

En doğrusunu Allah bilir.


[1] Kur’an’ı Kerim, Bakara Suresi, Ayet: 285
[2] Said Nursi, Sözler – 24.Söz 4.Dal, Cilt:2 S:351 (Sadeleştirilmiştir)
[3] Kur’an’ı Kerîm ve Yüce Meâli, Süleyman Ateş, Sayfa: 48, Bakara-102
[4] Cebrail aleyhisselâm, Hz. Peygamber’in de aralarında bulunduğu bir sahabe’ topluluğuna insan suretinde gelmiş, iman, İslâm, ihsan ve kıyamet alâmetleri gibi bazı soruları Allah Rasûlüne sorarak cevaplarını almıştır. İşte Cebrail (a.s.)’in bizzat soru sorarak ve cevaplarını tasdik ederek telkin ettiği bu hadise “Cibril hadîsi” adı verilmiştir. Abdullah b. Ömer’in, babası Hz. Ömer’den naklettiği bu hadis şöyledir:
“Bir gün Rasûlullah (s.a.s.)’in yanında bulunduğumuz sırada âniden yanımıza, elbisesi bembeyaz, saçı simsiyah bir zat çıkageldi. Üzerinde yolculuk eseri görülmüyor, bizden de kendisini kimse tanımıyordu. Doğru peygamber (s.a.s.)’in yanına oturdu ve dizlerini onun dizlerine dayadı. Ellerini de uylukları üzerine koydu. Ve:
“Ya Muhammed! Bana İslâm’ın ne olduğunu söyle” dedi. Rasûlullah (s.a.s.): “İslâm; Allah’tan başka ilâh olmadığına, Muhammed’in de Allah’ın Rasulü olduğuna şehadet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman ve gücün yeterse Beyt’i hac etmendir” buyurdu. O zat: “Doğru söyledin” dedi. Babam dedi ki: “Biz buna hayret ettik. Zira hem soruyor, hem de tasdik ediyordu.”
“Bana imandan haber ver” dedi. Rasûlullah (s.a.s.): Âllah a, Allah’ın meleklerine kitaplarına, peygamberlerine ve ahiret gününe inanman, bir de kadere, hayrına şerrine inanmandır” buyurdu. O zât yine:
“Doğru söyledin” dedi. Bu sefer:
“Bana ihsandan haber ver” dedi. Rasûlullah (s.a.s.):
” Allah’a O’nu görüyormuşsun gibi ibadet etmendir. Çünkü her ne kadar sen onu görmüyorsan da, o seni muhakkak görür” buyurdu. O zat:
“Bana kıyametten haber ver” dedi. Rasûlullah (s.a.s.) “Bu meselede kendisine sorulan, sorandan daha çok bilgi sahibi değildir” buyurdular.
“O halde bana alâmetlerinden haber ver” dedi. Peygamber (s.a.s.):
“Câriyenin kendi sahibesini doğurması ve yalın ayak, çıplak, yoksul koyun çobanlarının bina yapmakta birbirleriyle yarış ettiklerini görmendir” buyurdu. Babam dedi ki:
Bundan sonra o zat gitti. Ben bir süre bekledim. Sonunda Allah Rasûlü bana: “Ya Ömer! O soru soran zatın kim olduğunu biliyor musun?”dedi. “Allah ve Rasûlü bilir” dedim.
“O Cibrîl’di. Size dininizi öğretmeye gelmişti” buyurdular. (Buhari, İman, 37, Tefsîr Sureti, 31/2; Müslim, İman, 1,5,7; Nesai, İman, 5,6.)
[5] Pek meşhur olmasına rağmen ulemanın ekseri sahih bir kaynağı bulunmayan bu sözün Hadis olmadığında hemfikirdir.
[6] Hak Dîni Kur’an Dîli, Elmalılı Hamdi Yazır, Cilt:1, Sayfa:380
[7] Vikipedi, Özgür Ansiklopedi, Harut ve Marut Maddesi

YAZAR HAKKINDA

Tahsin Varol, sinema yazılarını fikrikadim.com'da paylaşmaktadır. Yazarın diğer yazılarına ulaşmak için isme tıklayın
  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

3 adet yorum var.

  1. Fatma Güven dedi ki:

    Harut ve Marutla ilgili Kuranda anlatılan ayetlere genelde yapılan tefsirler melek oldukları yönünde. İlk defa böyle doyurucu ve açıklayıcı bir tefsir okudum teşekkür ederim.

  2. Fatma Güven dedi ki:

    Yazıyı okuyunca özellikle Tahsin Varol’un İsa A.S hakkında yani geri yeryüzünü dönmesi ile ilgili olarak ne düşündüğünü merak ettim. Bu konuda da karmaşık gibi.

  3. Tahsin Varol dedi ki:

    Fatma Güven’in teşekkürüne teşekkür ederim. Hazreti İsa konusuna da başka bir makaleyle değinmek gerekir. Nasip olursa yazarız inşaallah…

Bir yorum bırak

Facebookta bizi bulun
Bloga e-posta ile abone ol

Sitemize abone olmak ve e-posta ile bildirimler almak için e-posta adresinizi girin.