Yeni Türkiye’ye hoşgeldiniz… – Fikrikadim

Yeni Türkiye’ye hoşgeldiniz…

Seçim sonuçlarını göremeden bu yazıyı yazmak zorundayım. Her hangi bir adayın zaferini erken ilan etmek gibi bir densizlik yapmak istemem. Lakin tüm beklentiler Sayın Erdoğan’ın Türkiye’nin 12. Cumhurbaşkanı olacağı yönünde. Ülkeye, bölgeye ve dünyaya hayırlı olsun.

Sonuçları bilmeden de söyleyebileceğimiz ve yanılmayacağımız şeyler de var. Öncelikle, bu seçimi yapabilmiş olmanın kendisi bile ülke için çok büyük bir kazanım. Ortalama 17 ayda bir hükümetlerin değiştiği bir ülkede son 12 yıldır, bunca kepaze müdahaleye rağmen seçimleri zamanında yapabiliyoruz. Sadece zamanında yapabilmekle kalmıyor, bu seçimlerin ülkenin gidişatına yön verdiğine de tanık oluyoruz.

Herhangi bir darbeye müsaade etmeden, ‘el çabukluğu marifet, ne sihirdir ne karamet’ tarzında başbakanı kumpasçılara yedirmeden bir 12 yıl geçirdik. Dolayısıyla son 12 yılda en çok sandık itibar kazandı; yani halkın öz iradesi… Muhtemelen önümüzdeki on yıllarda yeni partiler sökün edecekler ve bu konforu kullanarak ülkeyi yönetebilecekler. Onların içinde siyaseten Erdoğan’a uzak partiler de olabilecek; ama bu konforu bu dönemde yapılanlara borçlu olacaklar; çoğunlukla da Erdoğan’ın kendisine.

Aslında kendi çapında küçümsenemeyecek bir mucizeyi yaşıyoruz. Gezi krizinde ve 17-25 darbesinde vaziyete şöyle bir bakmış, yeni vesayetin ne kadar güçlü ve her yere sızmış, her tarlayı sürmüş olduğunu dehşetle görmüş ve ‘Erdoğan gitti!’ demiştim. Normali böyle olmasıydı çünkü. Bu gitmenin kısa süreceğini de biliyordum; bin yıl sürecek denen 28 Şubat gibi… Ama bu fetret devrinde, tıpkı Özal sonrası doksanlar gibi büyük bedeller ödeyecektik. Yoksul Kürt ve Türk gençleri ölmeye devam edecekler, öfke ve çaresizlik geri gelecekti. Yapılmış birçok reform boşa gidecek ve bizler mitolojideki Sysphos gibi, dağın zirvesine zorla taşıdığımız kayanın menzile çok yakın bir yerde diplere yuvarlandığını görebilecektik.

Böyle olmadı… 30 Mart ve dünkü seçimler de böyle olamayışın zaferini ilan etti.

Bu mucizenin yaşanmasında birçok etken var. Öncelikle halkın tecrübesi ve kararlılığı siyasetin sigortası oldu. İnsanlar hatasız lider aramıyor, kendi iradelerini cesurca ve akıllıca temsil edecek, ülkeyi değişim rotasında tutacak lideri destekliyor. Millet, paralel yapının da eklenmesiyle oluşturulan kurguya kanmadı, kendisini kandırmak isteyenlere tebessüm ederek bildiğini yaptı. Bunun tarihi bir fırsat, Erdoğan’ın da tarihi bir lider olduğunun farkındaydı. Hataları kenara not etti ve Erdoğan bunları düzeltmekle yükümlü. Ancak estirilen rüzgârlara kapılmadı. Erdoğan’a değil, aslında halk kendisine sahip çıktı.

Tabii ki ikinci olarak Erdoğan’ın benzersiz liderlik özellikleri geliyor. Erdoğan ‘eşekten düşmüş’ ve o günleri unutmamaya yeminli bir halk çocuğu. Oyunun kurallarını, muarızlarının taktiklerini çok iyi bilen, ama bundan da öte, Yeni Türkiye olgusuna yürekten bağlanmış bir siyasi. Hatalar yapıyor tabii, ama bunlardan ders çıkarmasını da biliyor. Çıktığı yol onu hem ustalaştırdı hem de değiştirdi. Tabanı ile çift geçişli bir ilişki kurdu. O tabanını, tabanı ise onu ileriye doğru itti. Bu değişime cevap veremeyen rakipleri, ipe dizilmiş boncuk gibi sıraya dizildiler ve kişiliksizleştiler.

12 yıldır, Erdoğan’a yönelik sayısız bel altı vuruşu, onca darbeyi ve siyaset dışı yöntemleri görmezden gelip de, onun ayakta kalma hakkını ‘kutuplaştırma’ diye pazarlayanların toplumda bir etkisi yok. Erdoğan’ın bu durumu ustaca oya tahvil edebiliyor olması, bu saldırıların zelil zihniyetini ortadan kaldırmıyor, aklamıyor.

Dolayısıyla, Erdoğan’a yönelik eleştirilere herkesin kapısı açık, ama eleştiri, muhalefet, direniş vs. görünümlü darbe girişimlerine değil. Bu seçimlerde de hadise bu minvalde cereyan etti.

Erdoğan’ın ayakta kalmış olmaının bir diğer nedeni ise zamanın ruhu, ya da dünyadaki konjonktür. Erdoğan bir sihirbaz değil; onun devrilmemesi Türkiye’nin demokrasi kültürünün geldiği olgunluk kadar, muarzılarının güçlerini kaybediyor olduklarına dair bir işaret. Dünya artık 19 ve 20. yüzyıllara ait olan kolonyal real politikle yönetilemiyor. Küresel düzeyde Erdoğan’ın temsil ettiği insan merkezli milli çıkar konsepti insanlardan destek görüyor. Bu yüzden Türkiye’de Ukrayna veya Mısır türü bir darbe mümkün olamadı.

AK Parti, kurulduğu tarihlerdeki parti değil. Yola çıkıldığı noktadan çok daha farklı bir yerdeyiz ve bu hareket partiyi de aşacak bir noktaya geldi. Bunun mimarı tartışmasız şekilde Erdoğan ve halk. Bu duruma herkesin saygı göstermesi, Yeni Türkiye konusunda halkın tercihinin uzlaşmalardan, dengecilikten, yeni tür vesayetlere razı olmaktan geçmediğini görmeleri iyi olur. AK Parti’yi parçalamak isteyenlerin sonu hazin olacaktır.

Muhalefet ise, aslında siayset değil, mühendislik yapmanın bedelini ödemeye artık daha yakın. Bugünkü liderlerin ve parti görünümündeki vesayet kulüplerinin uzun sayılmayacak bir süre sonra tarih olduğunu göreceğiz.

Neresinden bakarsanız bakın, dün bir ilki yaşadık. Yılların emeği ve ödenen bedellerin semeresini gördük. Kendimizi ne kadar kutlasak azdır.

Yeni Türkiye’ye hoşgeldiniz…

YAZAR HAKKINDA

  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Yorumlara kapalıdır.

Bir yorum bırak

Facebookta bizi bulun
Bloga e-posta ile abone ol

Sitemize abone olmak ve e-posta ile bildirimler almak için e-posta adresinizi girin.