Selahaddin Eyyubi ve Cihadı – 2 – Fikrikadim

Selahaddin Eyyubi ve Cihadı – 2

halilibrahim

İbrahim Halil Er

Selahaddin Eyyubi Tarih Sahnesine Çıkıyor
Azerbeycan’ın Duvin şehri civarındaki Hezbaniye aşiretinin Ravadiye kabilesinin Kürt reisi Şadi b. Mervan’ın iki oğlu vardı. Bunlar Necmeddin Eyyubi ve Esedüddin Şirkuh’du. Bu iki İslam kahramanı, İslam dünyasının haçlılardan temizlenmesi için ilerde büyük mücadeleler yapacaklardır. Şadi ve ardından oğlu Eyyub, Selçuklular tarafından Tekrit’e vali olarak atandı.   Daha sonra Necmeddin ve Şirkuh, diğer bir İslam kahramanı olan İmadeddin ve onun oğlu Nureddin Zengi’nin hizmetine girerek, haçlılara karşı savaştılar. Zengiler, Selahaddin Eyyubi’nin önünü açan ve Selahaddin öncesi ortamı hazırlayan kişilerdir. Bazı tarihçiler, Selahaddin Eyyubi’nin Nureddin’in hedeflerini gerçekleştirdiğini söylerler. Şu bir gerçektir ki Nureddin Zengi olmasaydı bir Selahaddin olmayacaktı. Fakat eğer bir Selahaddin olmasaydı da Nureddin’in hedefi gerçekleşemeyecekti. O, İslam dünyasını haçlılardan temizlemeyi ve Kudüs’ü almayı hedeflemişti. 
1136/37 yılında Tekrit’te Necmeddin Eyyub’un bir oğlu oldu. Adını Selahaddin koydu. Genç Selahaddin, savaştan çok ilme meraklıydı. Bu arada, ilim meclisindeki arkadaşlarıyla İslam dünyasının içinde bulunduğu sorunları tartışıyor, kendilerine göre çözüm önerileri getiriyorlardı. Bu arada Nureddin Zengi, Selahaddin’deki komuta yeteneğini gördüğünden onu, Mısır Fatimi Halifeliği’nin yardım çağrısı için görevlendirmek istiyordu. Fakat Selahaddin Eyyubi, savaşa değil ilme kendini vermek istiyordu. Nureddin Zengi’nin kendisini komutan tayın etmesini red etmesi üzerine babası ona; “İslam alemi cayır cayır yanarken bu tartışmalar neyin nesi? Dünyaya bu odadan nizam verdiğinizi, İslam alemine intizam verdiğinizi mi sanıyorsunuz.?” “Sen kendini ilimde yetenekli sanırsın, ama tut bir de bana sor. Derim ki, ender rastlanan bir komutanın özelliklerini taşıyorsun. Kendini baban kadar iyi tanıdığın an bu meseleyi bir daha konuşuruz. Artık arkadaşlarının yanına dönebilirsin. Bakalım bu gece İslam diyarının neresini kurtaracaksınız?” Bu söz Selahaddin’i etkiledi ve verilen görevi kabul etti. 
Mısır, İslam dünyası için çok önemli bir yerdi. Haçlılar da bunun farkındaydılar. Eğer Mısır, haçlıların eline geçerse hem zengin bir bölgeyi ele geçirmiş ve hem de İslam dünyasının yegâne deniz gücünü etkisiz hale getirmiş olacaklardı. Ayrıca, Mısır eğer Nureddin’in eline geçerse Haçlılar Suriye ve Mısır arasında sıkışıp kalacaklar, bu durumda da Müslümanlara karşı uzun süre dayanamazlar. Bu amaçla, Mısır’a saldırdılar. Fakat Fatimilerin Nureddin’den yardım istemesi ve Nureddin’in Şirkuh ile Selahaddin komutasında bir ordu göndermesi üzerine haçlılar bölgeden çıkarıldılar. 
Şirkuh, Fatimi veziri oldu. İki ay sonra ölünce Selahaddin amcasının yerine vezir oldu. Daha sonra Mısır’da Fatimi devletine son vererek Eyyubi devletini kurdu. Mısır’a Sünni akidesini tekrar egemen kıldı. Artık İslam dünyasının iki önemli bölgesi Mısır ve Suriye birleşmiş, Haçlılar kıskaca alınmıştı. Bu sırada Nureddin Zengi’nin vefat etmesi üzerine İslam dünyasının en güçlü şahsiyeti Selahaddin Eyyubi oldu. O, Suriye bölgesini de hâkimiyetine alarak İslam birliğini gerçekleştirdi. Bu İslam birliğini sağladıktan sonra haçlıların üzerine yürüdü. Yapılan uzun savaşlar sonucunda haçlılara son darbeyi Hıttin savaşıyla vurdu. 4 Temmuz 1187 yılında Hıttin savaşıyla haçlılar kesin bir yenilgiye uğradı Kudüs Müslümanların eline geçti.  
Selahaddin Eyyubi, Kudüs’ü alarak İslam dünyasının haysiyetini kurtarmıştı. İslam dünyasının ta kalbine kadar yuva yapan ve hatta Mekke’ye bile yağma seferleri düzenleyen bu vahşi barbar sürülerini yenerek bölgeye istikrar getirdi. Selahaddin Eyyubi, Kudüs’ü alınca haçlılara iyi davrandı. o hiç kimseyi öldürmediği gibi, esir düşenlerin fidyelerini kendisi ödeyerek affetti. O, şerefli bir insanın zaferini nasıl kutlayacağını bütün dünyaya göstermiş oldu. Halbuki Haçlılar 14 Temmuz 1099 yılında Kudüs’ü alınca şehirde buldukları bütün herkesi kadın, çocuk, yaşlı demeden ve hatta Yahudileri de öldürmüşlerdi. Haçlıların Komutanı ve Kudüs haçlı krallığının ilk kralı Godefroy de Bouillon, Haçlı seferlerini düzenleyen Papa ll. Urban’a gönderdiği mektupta: “Kudüs’te bulduğumuz düşmanlara ne yapıldığını öğrenmek isterseniz, malumunuz olsun ki: Süleyman Ma’bedi’nin kapısı önünde ve Ma’bed’in içinde bizimkilerin atları dizlerine kadar Müslüman kanlarına basarak yürüyorlardı.  Haçlıların yaptığı katliam o kadar korkunç oldu ki. Haçlı ordusunda bulunan tarihçiler bile bu katliam karşısında duydukları dehşeti ifade etmişlerdir. Örneğin tarihçi Raimundus Aguilers, işgalden bir gün sonra Harem-i Şerif mahallesine giderken her tarafı kaplayan cesetlerin arasından ve dizlerine kadar çıkan kan birikintilerinin içinden geçmek zorunda kaldığını söyler. Foucher de Chartres diyor ki: “Adam öldürmekten bıkan haçlılarımız, evlere yayılmaya başladılar. Ellerine geçen her şeyi aldılar. Bir eve ilkönce hangisi girerse, bulduğu şeylerle beraber eve de sahip oluyordu. Kanun olarak tatbik edilmek üzere bu durum daha başlangıçtan kararlaştırılmıştı.”  Haçlıların yaptıkları ve Selahaddin Eyyubi’nin yaptıkları. İşte Batı ile İslam’ın farkı. Onlar, aynı senaryoyu Endülüs’te, İzmir’de, Felluce’de, Afganistan’da ve hatta Kızılderili Amerikasında da uyguladılar. Onların medeniyetinin temelinde mezlumların kanı var.
Kudüs’ün alınması, Avrupa’da büyük heyecan uyandırdı. Hemen İngiltere, Fransa ve Almanya krallarının öncülüğünde lll. Haçlı seferi düzenlendi. Selahaddin Eyyubi, Haçlılara karşı uzun ve yorucu bir savaş verdi. Bu savaştaki başarı yine onun şahsi karizması, azmi, imanı ve cesareti sayesinde Müslümanların oldu. Avrupa’nın şımarık çocuğu Arslan Yürekli Rişard, Selahaddin karşısında Serçe Yürekli Rişard’a dönüşmüştü.
Selahaddin Eyyubi ölüm döşeğindeyken kefeninden bir parçayı tellal aracılığıyla halk arasında dolaştırdı. Tellal; “Eeey İslam milleti!… Ey Ümmet-i Muhammed!… işte Sultan Selahaddin, bu kadar mevkilere gelip şan ve şerefe nail olmuşken, dünyadan şu kefenle gidiyor. Bakın ibret alın.” Dedi. 4 Mart 1193 yılında Dımaşk’de öldü. Ölüm döşeğindeyken bile tebliğ etmekten geri durmuyordu. Kendisine Allah’tan rahmet diliyoruz. Selahaddin Eyyubi’nin hayattaki en büyük iki arzusu vardı. Biri Kudüs’ü almaktı.
Onu gerçekleştirdi. Diğeri Müslümanlar arasında birliği sağlamaktı. Onu gerçekleştiremedi. Uzun süren savaşlar onu sağlığın bozdu ve 57 yaşında vefat etti. 
Selahaddin Eyyubi’nin kurmuş olduğu devlet, Zengilerin bir devamı olduğu gibi, daha sonra Mısır’da kurulmuş olan Memlükler de Eyyubilerin devamı olmuştur. Onun kurduğu Eyyubi devleti, yıkılıncaya kadar Haçlılarla savaştı. Hatta daha sonra Eyyubilerin yerine kurulun Memlükler bile yıkılıncaya kadar haçlılarla savaşmaya devam ve daha sonra Moğolların istilasına karşı da İslam dünyasını savundu. Onun sağlam temeller üzerine kurduğu bu devlet olmasaydı, Moğollar mukaddes toprakları da ele geçirmiş olacak ve İslam dünyası doğudan Moğol, batıdan Haçlı saldırısıyla kıskaca alınmış olacaktı. 
Haçlılar, kendileri için asıl tehlikenin Mısır olduğunu anlamış, Mısır ile Suriye’nin birleşmesinin yıkım olacağını görmüş, iki gücün birleşmemesi için ellerinden geleni yapmış, fakat başarılı olamamışlardı. İngiltere kralı Arslan Yürekli Rişard’ın haçlılara işaret ettiği en önemli strateji, Filistin’in savunması için Mısır’ın elde tutulması fikriydi. Bu fikri daha sonra 1881 yılında torunları tarafından Mısır’ın alınması ile sağlandı.
Gerçekten de Mısır’ın Avrupalıların eline geçmesi üzerine Filistin de onların eline geçmiş oldu.
İslam dünyası bir bütündür. Bir yere yapılan saldırı, peşinden diğer bölgeleri de açık hale getireceği gibi, saldırı orada durmayıp bütün bölgelere yayılacaktır. Geçmişte, haçlılar Kudüs’e gelinceye kadar nasıl ki niyetlerini sakladılarsa, günümüzdeki onların torunları da aynı şekilde davranmaktadırlar. Selahaddin Eyyubi’nin başarısının arkasındaki en önemli faktör, İslam dünyasını oluşturan çeşitli etnik kökendeki insanları bir inanç ve hedef etrafında birleştirmesiydi. 
O bir Kürt’tü. Askerleri Oğuzlardan (Türklerden) oluşuyordu. Yönettiği ve destek aldığı halk kitlesi de Arap’tı. Yani İslam toplumunun üç önemli unsurunu bir arada toplayarak başarıya ulaştı. 
Maalesef günümüzde bu üç unsur, birbirleriyle savaşmakta ve düşman safında durmaktadırlar. Selahaddin Eyyubi, bu üç unsur tarafından da kendi soydaşı olarak kabul edilmektedir. Bu doğrudur.
Çünkü o bir Kürt, Türk ve Arap’tır. O, bütün İslam dünyasının kendisini onda gördüğü birliğin simgesidir. Bilindiği gibi, milliyetçilik dalgası o dönemlerde yoktu. 
Batıda doğuda din birliği etrafında insanlar toplanmaktaydılar. 
Bugün de Kudüs Müslümanların elinde değil. İslam dünyası yeni Selahaddin Eyyubileri beklemektedir.

Yazının devamını okumak için

YAZAR HAKKINDA

  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Yorumlara kapalıdır.

Bir yorum bırak

  • YORUM
yorum ikonu
Okyanus Finansmanı ve İpotek Limited: Okyanus Finansmanı ve İpotek Limited
2017-06-06 02:20:10
yorum ikonu
2017-04-21 18:04:31
yorum ikonu
2017-04-21 10:13:45
Facebookta bizi bulun
Bloga e-posta ile abone ol

Sitemize abone olmak ve e-posta ile bildirimler almak için e-posta adresinizi girin.